Cumartesi, Haziran 27

Cihangir'de kedili ama şarapsız bir akşam....

Cihangir kedileri ile ünlü. Son zamanlarda ülkemizin bohem medya şahsiyetlerinin müdavimi olduğu şık bar ve restoranları ile de gündeme gelmeye başladı. Semt artık kedilere bırakılamayacak kadar "in" bir semt ve hemen bayıraşağı indiğinizde "Galataport" olarak birilerine devredilmeye çalışılan alanın bulunmasının bu dönüşümle alakalı olduğunu düşünmeden edemiyor insan. Mimarisi ve insanları ile bir semtten çok dekor havası uyandırıyor insanda. Bir bakalım; son gelişmeleri bir görelim diye uğradık.
Merkezdeki caminin kıyısındaki çay bahçesinde herkes oturmuş birbirini, yoldan geçenleri kesiyor. Türkiye'nin en piyasa camiisi burası olsa gerek. Buraya her gittiğinizde bir tanıdık yüz görüyorsunuz; o sizi tanımıyor ama siz onu bir dizide, bir yerde oynarken mutlaka görmüşsünüzdür.
Caminin oradan sola sapıp yukarı çıktığımızda solda köşede Meyra var. Bar-cafe-restoran karışımı bir mekan. Dekorasyonu gece gözü ile çok inceleme fırsatı olmadı ama sokağa taşan masaları dolu, hafif bir müzik çalmakta. Canım farklı bir şey yemek istiyor ve mekandan ümitliyim. Ne yazık ki; artık nerede ise bütün cafe-restoranlarda "copy-paste" olarak üretildiğinden şüphelendiğim standart menü geliyor. Soslu tavuk yemekleri, fajitalar, "ev hamburgeri", "peynir tabağı" , v.s.
Fiyatlar malum. Bizim hatun yine somurtuyor. "Ben bu paraya orduyu beslerim" demesine fırsat vermeden karşı masada oturan birini gösterip, "şu Mustafa Altıoklar değil mi?" deyip dikkatini dağıtıyorum. Altıoklar mı değil mi derken, "copy-paste" menünün satıraralarında "farklı" olması ümidini taşıdığım iki yemek ısmarlıyorum. Biri güveçte patlıcan , diğeri Marsala Şaraplı tavuk. Aslında mekan şarap içilecek bir mekan ama işimiz acele; şarabın ahesteliğini yaşamayı sonraya bırakıyoruz. Gelen yemekler görsel olarak doyurucu. Patlıcan ağızda dağılıyor, şaraplı tavuk standart dışı sosu ile damağınızı renklendiriyor. Fakat masanın en ilginç tadı, zeytinyağına bandırmanız için getirdikleri farklı ekmekler.

Simiti kurutup, ince dilim halinde kesip, peksimet haline getirdikleri özellikle hoşuma gidiyor. Garsondan rica ediyorum fazlasını getiriyor. Hatun zeytinyağına banıp simiti yerken ona bakışımdan anlıyor : "Tamam ben sana bundan yaparım, yarın simit al da yapalım" diyor. Kalkmadan mekanı bir de tuvalet testinden geçiriyoruz. Üst katta, mutfaktan uzak ve mütevazi ama temiz, derli toplu tuvaleti ile bu testten de geçiyor. Bir de şu "copy-paste" menülerinden vazgeçip, daha farklı tadları da katsalar. 44 TL'mizle vedalaşıp mekandan ayrılıyoruz. (Garson bahşisi standart olarak hesabın içinde geliyor. Güzel uygulama) Hesabı ödedikten sonra bizimkinin dikkatini yine dağıtmam lazım...yanından geçtiğimiz cafedeki bir masayı işaret edip, "aa o şu dizideki kız değil mi?" diye soruyorum. Önümüzden boynundaki papyon şeklinde siyah lekesi ile bir Cihangir kedisi geçiyor...




Pazar, Haziran 21

MADO Dondurma Yapıyor Ya Çay?

MADO hepimizin gurur duyacağı bir marka. "burger"cilerin karşısına konuşlanan her "Simit Sarayı" ; Starbucks'ın yakınına kurulan her "Kahve Dünyası"'nı desteklediğimiz gibi paramızla oy kullandığımız yerlerden bir tanesi. Dondurmalarının lezzeti ile
geçmişten gelen ününü de fazlası ile hakediyor ama MADO'nun yapamadığı çok önemli bir şey var : Çay.
Canınız güzel bir dondurmak yemek ve sonrasında MADO'nun şehirde iyi konuşlanmış teraslarından birinde manzarayı seyredip çay içmek istiyorsa zevkiniz yarım kalacaktır. MADO birincisini ne kadar iyi yapıyorsa, ikincisini o kadar baştan savıyor. Geleneksel tadları ile övünen ve bu alanda Türkiye'nin önemli markalarından biri olmakla övünen bir dükkanın adam gibi bir çay yapamaması , daha doğrusu yapmak için çaba göstermemesi anlaşılır gibi değil. Önünüze gelen her seferinde bulanık bir çaylı su oluyor. MADO'nun acilen çay gibi damağımızın en önemli şerbeti olan çaya el atıp, demli bir çay sunacağı günleri bekliyor.

MADO'nun acilen el atması gereken bir diğer alan ise MADO Ortaköy. Siz siz olun bu mekanda oturup bir şeyler yemek istiyorsanız sakın ola alt katta merdiven altına sıkıştırılmış tuvaletlerini kullanmayın. Fayans aralarında böceklerin gezindiği, mutfağın neredeyse tuvaletle içiçe olduğu ve zar zor sığabildiğiniz insanı boğan bir alanı gördükten sonra üst katlardaki manzarayı çok rahat unutabilir ve bir daha ayak basmayabilirsiniz. Zaten dükkanın genelinde de bir dağınıklık ve derbederlik göze çarpıyor. MADO'nun diğer mekanlarında tutturduğu standartla uyumsuz olan bu mekana acilen el atması lazım yoksa Ortaköy MADO'ya bir daha adım atmamaya kararlıyım açıkcası. Bir Dost.




Çarşamba, Haziran 17

Halk Kitchenette Yerse...

Yerse...çünkü Kitchenette yemek sıradan bir vatandaş için ciddi bir cesaret gerektiriyor. Özenli dekoru ve hizmeti ile o parayı hakediyor diyebilirsiniz ama hamburger'e 20 TL'ye yakın para vermek her babayiğidin harcı değil. Yiğidi öldürürken haklarını da vermek lazım; ev yapımı hamburgerleri insanı ete doyuruyor. Bir de o patates kızartmaları bardak içinde sunma huylarından vazgeçip, daha şık bir porsiyon süslemesi yapsalar cüzdanımız daha az acıyacak.

Ben bir "Al Bundy iştahı" ile hamburgere yumulurken; bizim hatun "fullice olive" ısmarladı. Fiyakalı bir isim. Getirilen tabakta fiyakalı fakat bizimkinin ilk tepkisi getirilen tabağı ve içindeki porsiyonu görünce, "ben bu paraya evde dört kişiyi ağırlarım" oldu. Bir baktım, tabaktaki makarna azlığından tabağın neredeyse dibi görünüyor. Ama ismi "fullice olive". Bildiğiniz zeytinli, peynirli makarna. Herşeye rağmen o tatmin edici olmayan görüntüsüne rağmen doyurmayı başardı. Keramet sosta sanırım.

İki kişi , taze sıkılmış elma suyu(tavsiye edilir) ve bir ice-tea ile birlikte 60 lira verip çıktık. Doyduk mu; doyduk...Acıdı mı; acıdı...ama sonunda bizim de "kitchenette yedik" diye şirin bir cümlemiz oldu. Halkın kitchenette macerası da bu kadar olur izninizle.

Pazartesi, Haziran 15

Vapurdaki Ayrıntı

   İstanbul boğazının alamet-i farikası Boğaz vapurları eski ve yeni modelleri ile şehrengizlerin gözdesi. Yeni vapurlar eskinin stilini korumaya çalışan iyiniyetli girişimler olarak göze çarpıyor. Ferah iç dizaynı ve panoramik pencereleri ile "eskiye duyulan" nostaljiyi minimuma indireceği kesin fakat her halükarda eski vapurların o ahşap-demir karışımı "kokusu" vazgeçilecek gibi değil.
Yeni vapurların eskilerinin yerini alacağı günler yaklaşırken, ayrıntılar sayfamızda eski vapurların isim plaketlerini sergileyeceğiz.
Dökme demirden yapılan ve üst kata çıkılan merdivenlerin başında sergilenen bu plaketlerde vapurun ismi ve denize indirildiği tarih yeralıyor. Önünden geçip gittiğiniz bu isim plaketleri , üzerine basıp geçtiğimiz herşey gibi bir tarih içeriyor.
Bir dahaki sefere vapurda çayınızı yudumlayıp, martıları seyrettikten sonra vapurdan inerken bu plaketlere dikkat edin ve en
eski tarihli plaketi bulmaya çalışın.