Merkezdeki caminin kıyısındaki çay bahçesinde herkes oturmuş birbirini, yoldan geçenleri kesiyor. Türkiye'nin en piyasa camiisi burası olsa gerek. Buraya her gittiğinizde bir tanıdık yüz görüyorsunuz; o sizi tanımıyor ama siz onu bir dizide, bir yerde oynarken mutlaka görmüşsünüzdür.
Caminin oradan sola sapıp yukarı çıktığımızda solda köşede Meyra var. Bar-cafe-restoran karışımı bir mekan. Dekorasyonu gece gözü ile çok inceleme fırsatı olmadı ama sokağa taşan masaları dolu, hafif bir müzik çalmakta. Canım farklı bir şey yemek istiyor ve mekandan ümitliyim. Ne yazık ki; artık nerede ise bütün cafe-restoranlarda "copy-paste" olarak üretildiğinden şüphelendiğim standart menü geliyor. Soslu tavuk yemekleri, fajitalar, "ev hamburgeri", "peynir tabağı" , v.s.
Fiyatlar malum. Bizim hatun yine somurtuyor. "Ben bu paraya orduyu beslerim" demesine fırsat vermeden karşı masada oturan birini gösterip, "şu Mustafa Altıoklar değil mi?" deyip dikkatini dağıtıyorum. Altıoklar mı değil mi derken, "copy-paste" menünün satıraralarında "farklı" olması ümidini taşıdığım iki yemek ısmarlıyorum. Biri güveçte patlıcan , diğeri Marsala Şaraplı tavuk. Aslında mekan şarap içilecek bir mekan ama işimiz acele; şarabın ahesteliğini yaşamayı sonraya bırakıyoruz. Gelen yemekler görsel olarak doyurucu. Patlıcan ağızda dağılıyor, şaraplı tavuk standart dışı sosu ile damağınızı renklendiriyor. Fakat masanın en ilginç tadı, zeytinyağına bandırmanız için getirdikleri farklı ekmekler.
Simiti kurutup, ince dilim halinde kesip, peksimet haline getirdikleri özellikle hoşuma gidiyor. Garsondan rica ediyorum fazlasını getiriyor. Hatun zeytinyağına banıp simiti yerken ona bakışımdan anlıyor : "Tamam ben sana bundan yaparım, yarın simit al da yapalım" diyor. Kalkmadan mekanı bir de tuvalet testinden geçiriyoruz. Üst katta, mutfaktan uzak ve mütevazi ama temiz, derli toplu tuvaleti ile bu testten de geçiyor. Bir de şu "copy-paste" menülerinden vazgeçip, daha farklı tadları da katsalar. 44 TL'mizle vedalaşıp mekandan ayrılıyoruz. (Garson bahşisi standart olarak hesabın içinde geliyor. Güzel uygulama) Hesabı ödedikten sonra bizimkinin dikkatini yine dağıtmam lazım...yanından geçtiğimiz cafedeki bir masayı işaret edip, "aa o şu dizideki kız değil mi?" diye soruyorum. Önümüzden boynundaki papyon şeklinde siyah lekesi ile bir Cihangir kedisi geçiyor...
MADO hepimizin gurur duyacağı bir marka. "burger"cilerin karşısına konuş