Hem parasız, hem gusto sahibi olmak başa bela. (Gizli Reklam : Gusto sahibiyiz.)
Bir yandan sürekli yeni tadlar, yeni mekanlar keşfetmeye çalışıyorsunuz, bir yandan da bu mekanlara varacak arabanız yok; toplu taşıma araçlarında sürünüyorsunuz. Neyseki bu sefer otobüslerde iki saat gidiş, 3 saat dönüş maratonumuza değdi. Geçen hafta Büyükada'da Prenses Koyu'nda yaşadığımız "beach" rezaletinden sonra, benim hatunu yeni bir "beach" macerasına ikna etmem kolay olmadı ama bu sefer turnayı gözünden vurduk.
Geçen hafta Büyükada Prenses Koyunda gittiğimiz "beach"; insanları üst üste yığan yönetim anlayışı, çalışmayan duşları, yosunlu denizi , kendi duman altında olduğu yetmiyormuş gibi çevresini de dumana boğan bacası çalışmayan mutfağı ile tam bir rezaletti.
Hesapladım : 100 kişilik mekana tıkabasa 200'ün üzerinde kişi sığdırmayı marifet sayan ve çalışanlarının uyarılarına rağmen hala tekneyle mekana adam taşımaya devam eden yönetici o gün 15 bin TL'nin üzerinde bir ciro elde etti ama bir çok insan oraya bir daha gelmemeye yeminliydi.
İşte geçen haftaki bu "beach" hezimetinden sonra resimlerine güvenerek gideceğimiz ikinci "beach" yolunda ikimiz de huzursuzduk fakat mekana vardığımızda bütün huzursuzluğumuz geçti.
Dalia Beach; konumu, hizmeti ve denizi ile o kadar yol teptiğimize değdi. Az buz değil. Kilyos'un da ilerisinde Demirci Köy yakınlarında bir koyda Dalia Beach. Beşiktaş'a inip Sarıyer otobüsüne biniyorsunuz. Son durakta inip son durağı Demirci Köy olan 151 nolu otobüsüne biniyorsunuz ve Demirci Köy'de indikten sonra da oradaki ahaliden Dalia "Beach"'e sizi 5 TL'ye arabası ile atacak birini buluyorsunuz. Tabi arabanız varsa Kilyos'a vardıktan sonra Demirciköy yönünde gidip, Dalia Beach tabelasını görünce sola sapmanız yeterli.
Dalia Beach'e giriş kişi başına 30 TL ve verdiğiniz paraya acımıyorsunuz.
İstanbul'un dibinde bir Akdeniz/Ege hissi uyandıran bu şirin ve küçük koyda kurulan tesisin çimenli alanla çevrili geniş bir kumsalı var. Kumsalı çevreleyen bu çimenli alan bu küçük koya çok güzel bir hava katıyor.
Kumsalda veya daha yukarıda çimenler üzerinde büyük yastıklar üzerinde hasır güneşlikler altında güneşlenebilirsiniz. İnsanlar birbirini rahatsız etmeyecek uzaklıkta. Deniz bulanık ama Karadeniz'de olduğunuzu unutturacak kadar ılıman ve sakin.
Salı , deniz bisikletleri , kanoları , çalışan duşları ve insanların kızgın kumda ayağı yanmasın diye düşünülmüş tahta patikaları ile müşteri memnuniyetinin ayrıntılarına özen gösteren bir yönetim zihniyeti ile karşı karşıyayız. Fiyatlar biraz tuzlu olsa da, hızlı atıştırmalar için lezzetli köfteleri, tavuk şişi, sucuk ızgarası olan bir kafeteryası ve daha dört başı mamur yemek ihtiyaçlarınız için koya tepeden bakan bir restoranı mevcut.
Tuvaletleri biraz daha temiz, yemek fiyatları biraz daha düşük olabilirdi fakat bunların hiç biri bu güzel koyda geçireceğiniz sakin bir pazarın tadını kaçıracak düzeyde değil. Bir de haddini bilen bir güneş ve hafif hafif esen bir Karadeniz esintisine denk gelirseniz değmeyin keyfinize.
Bu arada Sarıyer dönüşünde otobüsten bir denizi, bir sıra sıra dizilmiş köşkleri izlerken; "Kahkaha Çiçeği Çıkmazı" isminde bir sokak görmeyeyim mi....İstanbul sen beni şaşırtmaktan ne zaman sıkılacaksın?


Bir yandan sürekli yeni tadlar, yeni mekanlar keşfetmeye çalışıyorsunuz, bir yandan da bu mekanlara varacak arabanız yok; toplu taşıma araçlarında sürünüyorsunuz. Neyseki bu sefer otobüslerde iki saat gidiş, 3 saat dönüş maratonumuza değdi. Geçen hafta Büyükada'da Prenses Koyu'nda yaşadığımız "beach" rezaletinden sonra, benim hatunu yeni bir "beach" macerasına ikna etmem kolay olmadı ama bu sefer turnayı gözünden vurduk.
Geçen hafta Büyükada Prenses Koyunda gittiğimiz "beach"; insanları üst üste yığan yönetim anlayışı, çalışmayan duşları, yosunlu denizi , kendi duman altında olduğu yetmiyormuş gibi çevresini de dumana boğan bacası çalışmayan mutfağı ile tam bir rezaletti.
Hesapladım : 100 kişilik mekana tıkabasa 200'ün üzerinde kişi sığdırmayı marifet sayan ve çalışanlarının uyarılarına rağmen hala tekneyle mekana adam taşımaya devam eden yönetici o gün 15 bin TL'nin üzerinde bir ciro elde etti ama bir çok insan oraya bir daha gelmemeye yeminliydi.
İşte geçen haftaki bu "beach" hezimetinden sonra resimlerine güvenerek gideceğimiz ikinci "beach" yolunda ikimiz de huzursuzduk fakat mekana vardığımızda bütün huzursuzluğumuz geçti.
Dalia Beach; konumu, hizmeti ve denizi ile o kadar yol teptiğimize değdi. Az buz değil. Kilyos'un da ilerisinde Demirci Köy yakınlarında bir koyda Dalia Beach. Beşiktaş'a inip Sarıyer otobüsüne biniyorsunuz. Son durakta inip son durağı Demirci Köy olan 151 nolu otobüsüne biniyorsunuz ve Demirci Köy'de indikten sonra da oradaki ahaliden Dalia "Beach"'e sizi 5 TL'ye arabası ile atacak birini buluyorsunuz. Tabi arabanız varsa Kilyos'a vardıktan sonra Demirciköy yönünde gidip, Dalia Beach tabelasını görünce sola sapmanız yeterli.
Dalia Beach'e giriş kişi başına 30 TL ve verdiğiniz paraya acımıyorsunuz.
İstanbul'un dibinde bir Akdeniz/Ege hissi uyandıran bu şirin ve küçük koyda kurulan tesisin çimenli alanla çevrili geniş bir kumsalı var. Kumsalı çevreleyen bu çimenli alan bu küçük koya çok güzel bir hava katıyor.
Kumsalda veya daha yukarıda çimenler üzerinde büyük yastıklar üzerinde hasır güneşlikler altında güneşlenebilirsiniz. İnsanlar birbirini rahatsız etmeyecek uzaklıkta. Deniz bulanık ama Karadeniz'de olduğunuzu unutturacak kadar ılıman ve sakin.
Salı , deniz bisikletleri , kanoları , çalışan duşları ve insanların kızgın kumda ayağı yanmasın diye düşünülmüş tahta patikaları ile müşteri memnuniyetinin ayrıntılarına özen gösteren bir yönetim zihniyeti ile karşı karşıyayız. Fiyatlar biraz tuzlu olsa da, hızlı atıştırmalar için lezzetli köfteleri, tavuk şişi, sucuk ızgarası olan bir kafeteryası ve daha dört başı mamur yemek ihtiyaçlarınız için koya tepeden bakan bir restoranı mevcut.
Tuvaletleri biraz daha temiz, yemek fiyatları biraz daha düşük olabilirdi fakat bunların hiç biri bu güzel koyda geçireceğiniz sakin bir pazarın tadını kaçıracak düzeyde değil. Bir de haddini bilen bir güneş ve hafif hafif esen bir Karadeniz esintisine denk gelirseniz değmeyin keyfinize.
Bu arada Sarıyer dönüşünde otobüsten bir denizi, bir sıra sıra dizilmiş köşkleri izlerken; "Kahkaha Çiçeği Çıkmazı" isminde bir sokak görmeyeyim mi....İstanbul sen beni şaşırtmaktan ne zaman sıkılacaksın?