Vapurda oturacak yer bulmakta zorlanılır. Oturma yerleri karşılıklı uzun banklardan oluştuğu için, karşınızdaki yetmiş-seksen kadar insan yüzünü bir saat süren yolculuk boyunca uzun uzun inceleme fırsatınız vardır (çaktırmadan)...
Kızına kısmet arayanlar, hastalığına deva dileyenler, oğluna iş arayanlar, gelinini başından defetmek isteyenler yüzlerce yıldır Eyüp vapuruna umutla koştururlar...
Vapur, Karaköy'ü açıktan alarak dümeni Galata Köprüsüne kırar. Köprüyü ortalayarak altından geçtikten sonra sırayla Eminönü, Kasımpaşa, Ayvansaray, Sütlüce, Eyüp iskelelerine uğranır.
Sütlüce'de inin, Haliç Köprüsü'nü karşınıza alıp denize paralel yürümeye başlayın. Karanlık Türk filmlerinde intihar ve cinayet sahnelerine mekân olmuş, üzerinden E-5 otoyolu geçen viyadükün altında küçük bir ürperti geçireceksiniz. İstanbul'u Anadolu'ya bağlayan bu devasa otoyolun tam altındasınız ve başınızın üstünden binlerce araç geçmekte...
Rahmi Koç Müzesi'ne vardığınızda bir rahatlama gelir. Kendinizi otobanda ezilmekten kurtulmuş mutlu bir fare gibi hissedersiniz. Rahmi Koç Müzesi'nin bahçesindeki sevimli kafelerden birinde mola çayınızı içebilirsiniz.
Kafelerin hemen yanında, Londra'da olduğunuzu düşünüp mutlu olabileceğinizbir "açık hava Londra'sı" vardır. Londra'nın o kocaman iki katlı kırmızı otobüslerinden birisi şilepe yüklenip buraya getirilmiştir. Otobüsün önünde fotoğraf çektirerek, eşe dostu Londra'ya gittiğiniz havasını atabilirsiniz!. Bir de müzenin yolun karşısındaki ikinci kısmına geçip kırmızı telefon kulübesinin önünde poz verdiğinizde Londra hatırası tamam demektir. (Caddeden geçen yeşil Hasköy dolmuşlarının kadraja girmemesine dikkat edin)
Denize paralel on dakika daha yürüdüğünüzde Halıcıoğlu Parkı'na varacaksınız. Halkımız piknik yapmaktadır. Buradaki halk pikniğinde sırtını denize dönerek örgü ören teyzeler bile mevcuttur.
Halıcığoğlu Parkı'ndan tam karşıya bakın.
Yanyana dizilmiş üç küçük binanın ortasında, alnında kocaman "Sadrazam Mahmut Et Lokantası" yazılı olanı hemen dikkatinizi çekecektir. Karşıya geçip iki katlı lokantadan içeri girin. Alt katı klasik tren istasyonu lokantası havasında, aynı boy masaların alt alta dizildiği kasvetli bir bölümdür.
Küçük ahşap merdivenden üst kata çıktığınızda, daha dar bir alana değişik düzenlerde serpiştirilmiş masalarla karşılaşırsınız. Küçük bir de terası vardır. Buradan Haliç manzarası eşliğinde yemeğinizi yiyip, rakınızı yudumlayabilirsiniz. İlk gözünüze çarpan da aileleriyle birlikte rahatça rakı içen müdavimlerdir zaten. Kadınların önünde bile rakı bardağı vardır ve sıkı rakı içici oldukları bellidir bu hanımların.
Rivayete göre ahırdan bozma bir yapıdır burası.
Bu rivayetin sebebi, lokantanın kurucusu, "Sadrazam Mahmut" lakaplı Mahmut Zevkli'nin ilk yıllarda yoldan geçenlere "Buyrun efendim, buyrun..Ahırda yerimiz var!" diye seslenmesi..
Sütlüce mazbahasının dibinde, Haliç'in burun direği kıran kokusuna karşı lokanta açmayı akıl etmek, risk almayı seven bir zekanın ürünü olsa gerektir.
1964 yılında açılmış olan bu lokantanın sahipleri, mekanlarının Sütlüce mezbahası ile ilişkilendirilmesinden hiç rahatsız olmadıkları gibi, hazırladıkları broşür ve yemek mönüsünde bu "mide burkucu" durumu özellikle belirtiyorlar..
Şöyle düşünün: En taze et mezbahanın dibindeki lokantada bulunur!
Mönüye geçiyorum: Sınırlı bir mönüdür.Tatlılarla birlikte on adet yemek mevcuttur. Sadrazam Köfte, Kuzu Külbastı, Soslu Tavuk Kanat, Kuzu Gerdan Uykuluğu, Kuzu Pirzola, Kuzu Kokoreç, Kuzu Böbrek, Koç Yumurtası ve Sadrazam Pilavı..Tatlı olarak da Sadrazam Tatlısı ve Sadrazam Parmağı..
Hafta sonları Adana'ya özgü Şalgam eşiliğinde mumbar dolması da yenilebilir. Gavurdağı salatası ile küçük toprak güveçlerde servis edilen kaymaklı yoğurtta da iddialılar..
Sadrazam Pilavı'nı biraz açmak gerekiyor: Et suyunda ıslanmış bulgur, Trabzon tereyağı, kaymak, kuzu kavurma, domates ve biberle habire kavrularak pişiriliyor.
"Rakı fasılsız olmaz" diyenlere, Çarşamba, cuma ve cumartesi günleri fasıl var. Sıcak bir aile ortamı yaratılmak istenmesine rağmen "kara" bir lokanta burası.
Sertlik sevenler için... Mezbaha ile olan bağlantısından mıdır, Bizans'ın derin dehlizleri üzerinde kurulu bir semtte olmasından mıdır, Haliç'in eski halini hatırlamaktan mıdır bilinmez, "kederi" sevenlere daha iyi gelebilir bu mekân..
Özellikle kış akşamları, kafanızda da bir dert varsa, Haliç'in boz bulanık rengine baka baka "Çivi çiviyi söker" dercesine rakının dibine vurabilir, kafanızı bozanlara karşı kavga planları yapabilir, kendinizi dünyanın en gözü kara insanı hissedebilirsiniz.
Lezzet mükemmel. Salata ve etin tadını dilinizin, damağınızın ve midenizin her hücresiyle hissediyorsunuz.
Bir kaç adet de olumsuz eleştiri...
Porsiyonlar çok küçük.. Öyle 'cücük gibi' Gâvurdağı salatası olmaz.
Zeytinyağlılar biraz daha çeşit ve özen istiyor. "Makedon usulü isli et" diye sunulan kuru etin pek bir özelliği yok. Üsküdar'daki Tekel büfelerinde bile var bu etten..
Tuvaletlerin mutfağın içinde olması inanılır gibi değil! Tamam, mezbaha yakında et yemek fikrine kendimizi alıştırdık ama ızgarada pişen et cızırtıları arasında hacet görmek iyi gelmiyor insana(!)
Bir de mönülerde fiyat yok, aman dikkat!
Sadrazam Mahmut:
'via Blog this'


nda yol bir karış toprağa tutunmuş yaşamaya çalışıyor; üzerinde derin bir görünmezlik örtüsü. Ve mezarlığı mesken edinmiş bir evsiz köşede kedileri besliyor. İki mezarın üzerinde ise arı kovanı. İnatla bal yapıyor.



