Çarşamba, Kasım 17
Kadin dirdirindan olen adam...
Esseyid Halil Aga kadin dirdirindan olmus ve bunu da mezar tasi ile tarihe maletmis.Simdi Merkez Efendi cami yakininda huzura ermis sekilde yatiyor.Yuzyillar oncesinden Erkek Hareketine ilham veren Halil Agayi saygiyla aniyoruz...:-))
Pazar, Ekim 3
Riva'da Tablo Gibi Bir Manzara

Riva meydanda soldaki yokuştan çıkınca yol Jandarma'nın orada sonlanıyor. Solunuzda Riva plajının da gözüktüğü koy, sağınızda ise Riva'nın Elmasburnu ve "ben buradayım" diye dalga dalga bağıran bir Karadeniz. Ortadaki adanın üzerinde bir deniz feneri ve sağda gördüğünüz burunda, Aşk-ı Memnu dizisinde Behlül'ün yumurta yuvası ("aşk"ı olur olmaz kullanmayalım lütfen) olarak kullandığı evin benzeri bir ev. Uzakta ise boğazdan sağa dönüp Rusya'ya doğru dümen kırmış bir yolcu gemisi belli belirsiz. Siz bir de bu resmin yüksek çözünürlü halini görseniz, tablo gibi maşallah!
Perşembe, Eylül 30
Kadikoy Mado'nun İcerik ve Sunum Farklari
Kadikoy MAdo'da bir cay,bir sutlac ismarladik. Cay cok nezih bir sunumla geldi,muhallebi uretim bandindan cikmis izlenimi veren aluminyum bir kapta.
Cayin lezzeti cok siradandi, muhallebi hayli leziz. Mado'nun cayinin lezzetine sunumu, muhallebisinin sunumuna ise lezzeti kadar ozenmesi gerekiyor. Franchiselari arasinda hizmet tutarliligini saglamada bazi sorunlar yasadigi anlasiliyor. Aman dikkat..franchise bir markayi rezil de eder vezir de!
Cayin lezzeti cok siradandi, muhallebi hayli leziz. Mado'nun cayinin lezzetine sunumu, muhallebisinin sunumuna ise lezzeti kadar ozenmesi gerekiyor. Franchiselari arasinda hizmet tutarliligini saglamada bazi sorunlar yasadigi anlasiliyor. Aman dikkat..franchise bir markayi rezil de eder vezir de!
Çarşamba, Eylül 29
Reklam pankartinin boylesi
Okmeydani metrobus duraginin karsisi,bir reklam pankarti.Okumaniz zor olabilir.."OK BİZDE.OKTAY BİZİZ" yaziyor ve altinda damacana su siparis edebileceginiz bir numara!
Anlayabilene askolsun...ok sende ve oktay sensin de damacana su satma ile alakasi ne guzel kardesim :-)) kesfedilmeyi bekleyen reklam dehalari ile dolu bu sehir...
Pazar, Temmuz 4
İstanbul'da Bir Ege Koyu ve "Kahkaha Çiçeği" Çıkmazı
Hem parasız, hem gusto sahibi olmak başa bela. (Gizli Reklam : Gusto sahibiyiz.)
Bir yandan sürekli yeni tadlar, yeni mekanlar keşfetmeye çalışıyorsunuz, bir yandan da bu mekanlara varacak arabanız yok; toplu taşıma araçlarında sürünüyorsunuz. Neyseki bu sefer otobüslerde iki saat gidiş, 3 saat dönüş maratonumuza değdi. Geçen hafta Büyükada'da Prenses Koyu'nda yaşadığımız "beach" rezaletinden sonra, benim hatunu yeni bir "beach" macerasına ikna etmem kolay olmadı ama bu sefer turnayı gözünden vurduk.
Geçen hafta Büyükada Prenses Koyunda gittiğimiz "beach"; insanları üst üste yığan yönetim anlayışı, çalışmayan duşları, yosunlu denizi , kendi duman altında olduğu yetmiyormuş gibi çevresini de dumana boğan bacası çalışmayan mutfağı ile tam bir rezaletti.
Hesapladım : 100 kişilik mekana tıkabasa 200'ün üzerinde kişi sığdırmayı marifet sayan ve çalışanlarının uyarılarına rağmen hala tekneyle mekana adam taşımaya devam eden yönetici o gün 15 bin TL'nin üzerinde bir ciro elde etti ama bir çok insan oraya bir daha gelmemeye yeminliydi.
İşte geçen haftaki bu "beach" hezimetinden sonra resimlerine güvenerek gideceğimiz ikinci "beach" yolunda ikimiz de huzursuzduk fakat mekana vardığımızda bütün huzursuzluğumuz geçti.
Dalia Beach; konumu, hizmeti ve denizi ile o kadar yol teptiğimize değdi. Az buz değil. Kilyos'un da ilerisinde Demirci Köy yakınlarında bir koyda Dalia Beach. Beşiktaş'a inip Sarıyer otobüsüne biniyorsunuz. Son durakta inip son durağı Demirci Köy olan 151 nolu otobüsüne biniyorsunuz ve Demirci Köy'de indikten sonra da oradaki ahaliden Dalia "Beach"'e sizi 5 TL'ye arabası ile atacak birini buluyorsunuz. Tabi arabanız varsa Kilyos'a vardıktan sonra Demirciköy yönünde gidip, Dalia Beach tabelasını görünce sola sapmanız yeterli.
Dalia Beach'e giriş kişi başına 30 TL ve verdiğiniz paraya acımıyorsunuz.
İstanbul'un dibinde bir Akdeniz/Ege hissi uyandıran bu şirin ve küçük koyda kurulan tesisin çimenli alanla çevrili geniş bir kumsalı var. Kumsalı çevreleyen bu çimenli alan bu küçük koya çok güzel bir hava katıyor.
Kumsalda veya daha yukarıda çimenler üzerinde büyük yastıklar üzerinde hasır güneşlikler altında güneşlenebilirsiniz. İnsanlar birbirini rahatsız etmeyecek uzaklıkta. Deniz bulanık ama Karadeniz'de olduğunuzu unutturacak kadar ılıman ve sakin.
Salı , deniz bisikletleri , kanoları , çalışan duşları ve insanların kızgın kumda ayağı yanmasın diye düşünülmüş tahta patikaları ile müşteri memnuniyetinin ayrıntılarına özen gösteren bir yönetim zihniyeti ile karşı karşıyayız. Fiyatlar biraz tuzlu olsa da, hızlı atıştırmalar için lezzetli köfteleri, tavuk şişi, sucuk ızgarası olan bir kafeteryası ve daha dört başı mamur yemek ihtiyaçlarınız için koya tepeden bakan bir restoranı mevcut.
Tuvaletleri biraz daha temiz, yemek fiyatları biraz daha düşük olabilirdi fakat bunların hiç biri bu güzel koyda geçireceğiniz sakin bir pazarın tadını kaçıracak düzeyde değil. Bir de haddini bilen bir güneş ve hafif hafif esen bir Karadeniz esintisine denk gelirseniz değmeyin keyfinize.
Bu arada Sarıyer dönüşünde otobüsten bir denizi, bir sıra sıra dizilmiş köşkleri izlerken; "Kahkaha Çiçeği Çıkmazı" isminde bir sokak görmeyeyim mi....İstanbul sen beni şaşırtmaktan ne zaman sıkılacaksın?


Bir yandan sürekli yeni tadlar, yeni mekanlar keşfetmeye çalışıyorsunuz, bir yandan da bu mekanlara varacak arabanız yok; toplu taşıma araçlarında sürünüyorsunuz. Neyseki bu sefer otobüslerde iki saat gidiş, 3 saat dönüş maratonumuza değdi. Geçen hafta Büyükada'da Prenses Koyu'nda yaşadığımız "beach" rezaletinden sonra, benim hatunu yeni bir "beach" macerasına ikna etmem kolay olmadı ama bu sefer turnayı gözünden vurduk.
Geçen hafta Büyükada Prenses Koyunda gittiğimiz "beach"; insanları üst üste yığan yönetim anlayışı, çalışmayan duşları, yosunlu denizi , kendi duman altında olduğu yetmiyormuş gibi çevresini de dumana boğan bacası çalışmayan mutfağı ile tam bir rezaletti.
Hesapladım : 100 kişilik mekana tıkabasa 200'ün üzerinde kişi sığdırmayı marifet sayan ve çalışanlarının uyarılarına rağmen hala tekneyle mekana adam taşımaya devam eden yönetici o gün 15 bin TL'nin üzerinde bir ciro elde etti ama bir çok insan oraya bir daha gelmemeye yeminliydi.
İşte geçen haftaki bu "beach" hezimetinden sonra resimlerine güvenerek gideceğimiz ikinci "beach" yolunda ikimiz de huzursuzduk fakat mekana vardığımızda bütün huzursuzluğumuz geçti.
Dalia Beach; konumu, hizmeti ve denizi ile o kadar yol teptiğimize değdi. Az buz değil. Kilyos'un da ilerisinde Demirci Köy yakınlarında bir koyda Dalia Beach. Beşiktaş'a inip Sarıyer otobüsüne biniyorsunuz. Son durakta inip son durağı Demirci Köy olan 151 nolu otobüsüne biniyorsunuz ve Demirci Köy'de indikten sonra da oradaki ahaliden Dalia "Beach"'e sizi 5 TL'ye arabası ile atacak birini buluyorsunuz. Tabi arabanız varsa Kilyos'a vardıktan sonra Demirciköy yönünde gidip, Dalia Beach tabelasını görünce sola sapmanız yeterli.
Dalia Beach'e giriş kişi başına 30 TL ve verdiğiniz paraya acımıyorsunuz.
İstanbul'un dibinde bir Akdeniz/Ege hissi uyandıran bu şirin ve küçük koyda kurulan tesisin çimenli alanla çevrili geniş bir kumsalı var. Kumsalı çevreleyen bu çimenli alan bu küçük koya çok güzel bir hava katıyor.
Kumsalda veya daha yukarıda çimenler üzerinde büyük yastıklar üzerinde hasır güneşlikler altında güneşlenebilirsiniz. İnsanlar birbirini rahatsız etmeyecek uzaklıkta. Deniz bulanık ama Karadeniz'de olduğunuzu unutturacak kadar ılıman ve sakin.
Salı , deniz bisikletleri , kanoları , çalışan duşları ve insanların kızgın kumda ayağı yanmasın diye düşünülmüş tahta patikaları ile müşteri memnuniyetinin ayrıntılarına özen gösteren bir yönetim zihniyeti ile karşı karşıyayız. Fiyatlar biraz tuzlu olsa da, hızlı atıştırmalar için lezzetli köfteleri, tavuk şişi, sucuk ızgarası olan bir kafeteryası ve daha dört başı mamur yemek ihtiyaçlarınız için koya tepeden bakan bir restoranı mevcut.
Tuvaletleri biraz daha temiz, yemek fiyatları biraz daha düşük olabilirdi fakat bunların hiç biri bu güzel koyda geçireceğiniz sakin bir pazarın tadını kaçıracak düzeyde değil. Bir de haddini bilen bir güneş ve hafif hafif esen bir Karadeniz esintisine denk gelirseniz değmeyin keyfinize.
Bu arada Sarıyer dönüşünde otobüsten bir denizi, bir sıra sıra dizilmiş köşkleri izlerken; "Kahkaha Çiçeği Çıkmazı" isminde bir sokak görmeyeyim mi....İstanbul sen beni şaşırtmaktan ne zaman sıkılacaksın?
Çarşamba, Mayıs 26
İstanbul'u Şairden Dinleyin
Bir kitapta rastladım bu söze.
İstanbul'a dair Napolyon'un ; "Tek dünya hükümeti olsaydı, başkenti İstanbul olurdu" sözünü biliyordum da, bu söz bana daha bir şiirsel, daha bir meydan okur geldi. Söz 19. yüzyılda yaşamış İtalyan romancı ve şair Edmondo De Amicis'e ait. Şair döktürmüş; daha doğrusu İstanbul döktürtmüş...
"Şimdi anlat bakalım zavallı, bu ilahi hayali anlatabilmek için kifayetsiz sözcüklerinle günaha gir! İstanbul'u anlatmaya kim cüret edebilir ki?"

İstanbul'a dair Napolyon'un ; "Tek dünya hükümeti olsaydı, başkenti İstanbul olurdu" sözünü biliyordum da, bu söz bana daha bir şiirsel, daha bir meydan okur geldi. Söz 19. yüzyılda yaşamış İtalyan romancı ve şair Edmondo De Amicis'e ait. Şair döktürmüş; daha doğrusu İstanbul döktürtmüş...
"Şimdi anlat bakalım zavallı, bu ilahi hayali anlatabilmek için kifayetsiz sözcüklerinle günaha gir! İstanbul'u anlatmaya kim cüret edebilir ki?"
Pazar, Mart 21
Hasanpaşa Deyip Geçmeyin...
Hasanpaşa araya sıkışmış görüntüsü veren bir semt. Kadıköy'le çevreyolu arasında sıkıimış görüntüsü ile insan çok fazla şey beklemiyor. Yanıldığımı yeni anladım. Bu semtten yürüyerek geçtiğinizde çok zengin bir yemek kültürü ile karşılaşıyorsunuz. Özgün Antakya mutfağı iddiasındaki lokantaya da, sadece tulumba tatlısı yapan küçük bir dükkana rastlamanızda mümkün. Güler Osmanlı Mutfağı'na da semtten geçip giderken rastladım. İyi ki durmuşum. 1965 yılından beri hizmet vermekle övünen bu mekan, her özenli mekan gibi bir kadın tarafından işletiliyor. Gözü yormayan , abartıya kaçmayan ve Osmanlı estetiğini yansıtıyor. Bu estetiğin dozu sadece varak kaplı plazmada kaçmış, onun dışında masaların ahşabından, menüye kadar ayrıntılara dikkat edilmiş.
Zamanım kısıtlı olduğu için menünün ayrıntılarına girme fırsatım olmadı. Bir güveçte çayeli kuru fasulye ısmarladım; bir de özel demirhindi şerbetinden içtim. 40 çeşit baharat katılarak hazırlanan özel bir şerbet ve damakta müthiş bir tadla birlikte kalıcı bir ferahlık bırakıyor. Güveçte fasulyeye diyecek laf yok. Daha uzun vaktim olsaydı özel "Osmanlı" pidelerinden ve camekanın arkasındaki nefis görüntülü ev yemeklerinden de tadmak isterdim ama nasip olmadı. Bir dahaki sefere.
Bu kaliteli ve hesaplı mekana , vaktim olduğu bir zaman bir kere daha uğramak farz oldu. Siz bu arada mekanın web sitesinden daha ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz.
Cumartesi, Ocak 9
Mantının böylesi...
Bir toplantı öncesi ayaküstü atıştıracak bir yer ararken karşımıza çıktı Hıngal Mantı.
Tam Kısıklı Meydanı'nın orada, fasulyecinin eskiden bulunduğu köşenin karşısında küçük, ince uzun bir dükkan. Sade ve kadın eli değdiği belli, ayrıntılara önem veren bir dekorasyon. Dükkanın arka tarafında göze çarpan ev mutfağının hafif dağınık görüntüsü dışında mekanın ahengini bozan bir şey yok.
Fakat burayı yemek yemeye değer kılan mantısı. Zaten adı da "Hıngal Mantı".
Broşürlerinde alt başlık olarak "Özel Yapım Dağıstan Mantısı" ifadesini kullanmışlar ve bildiğiniz mantıdan çok farklı. Adını Avarca'dan alan Hıngal Mantısı,adı üzerinde, resimde örneğini gördüğünüz şekilde, "kuş kuyruğu" şeklinde sarılıyor.
İçi dolu mu, dolu. Tercihinize göre kıymalı ve peynirli çeşitleri var. Üzerindeki yoğurtlu sosu ile birlikte haşlama usulu hazırlanıyor.
Mekanı kocası Okan Bey'le birlikte işleten Melike Hanım, ilk başta buharda pişirmeyi denediklerini fakat istedikleri kıvamı tutturamamaları üzerine haşlamada karar kıldıklarını söylüyor. Melike Hanım'a mantıyı usulüne göre yemek istediğinizi belirtirseniz; size mantıyı banmanız için sirkeli su getiriyor. Yanlış okumadınız; Dağıstan mantısını sirkeli suya banarak yediniz mi, tadı katmerleniyor.
Arkadaşımın ısmarladığı yaprak sarması ve zeytinyağllı dolmadan da tatma fırsatım oldu. Hepsi ev yapımı ve hafif, ağızda dağılan tadlar. Bütün bu yemeğin üzerine bir de menüdeki Nevzine tatlısını denemenizi tavsiye ederim. Bir Kayseri tatlısı; cevizli ve tahinli, üzerindeki kırmızı reçelimsi sosu ile birlikte farklı hem hafif, hem doyurucu farklı bir lezzet.
Mekanı eşi Melike hanımla birlikte işleten Okan Bey, Kafkas halklarının tarihçesine meraklı ki, Hıngal mantının broşürünün arka kapağını okuyarak kısa bir Kafkasya turuna çıkabilirsiniz. Mekandan çıkarken,Okan Bey, broşürde Kafkaslar'daki bütün halkları sıraladıklarını fakat kendilerinin Terekeme olduğunu ve esas onu saymaya unuttuklarını söyledi. "Çok mu farklı" dedim, "evet çok farklı" dedi. Hıngal Mantı farklı fakat birleştirici bir tat. Bu şehirde birleştirici tatlar aramaya devam...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)


