Pazar, Temmuz 26

Derler ki....

İstanbul Boğazında sisler arasında bir sağanağa yakalandığınızda hayalet gemiler çıkar ortaya...

<--------------------------------******************-------------------------------->



Geleneksel Restoran Kulvarında Yeni Gelenek Arayanlara Tavsiyemiz...

İstanbul'un tarihle özdeş restoranları mevcut. Kanaat bunlardan biri. Geçmişi ile övünen bu restoran yemekleri ile insanın gözünü doyuruyor ve Üsküdar'da bir geleneği temsil ediyor. Şahsi görüşüm Kanaat'ın son dönemlerde lezzetini bozduğu ve eski havasını kaybettiği yönünde. Belki işletme doymuşluğu bu tavsamanın en önemli nedeni fakat yine de "gelenek olduğu" üzere misafirlerimi Kanaat'a götürmek hiç işime gelmiyor. Yeni ve daha sessiz, daha bilinmeyen bir gelenek arayışı içindeyken karşıma "Havuzlu", uzun adı ile "Havuzlu Restoran" çıktı.

Havuzlu, Kapalı Çarşı içinde. Beyazıt'taki tramvay duraklarının oradaki kapıdan girip, Şark Kahvesi'nin bulunduğu meydana inip, kahve solunuzda kaldığında yukarı doğru çıkan yokuşa baktığınızda tabelasını görüyorsunuz. Önündeki küçük havuzdan ismini alıyor ve içeri girdiğinizde abartıya kaçmadan, ayrıntıya önem veren, insanı boğmayan ferah bir dekorla karşılaşıyorsunuz. Yemekleri aynı derecede iştah kabartıcı.

Garsonları ; Kanaat'takinin aksine yardımsever ve gülümseyen cinsten. Ortada bir "ye de kalk git" havası sezilmiyor. Taştan duvarları ve ahşap masaları insanın iştahına iştah katıyor.

Bizim hatun Ankaralı olduğundan bir Ankara tava ve bir sebze tabağı ısmarladı. İkisinden de çok memnun kaldı. İskender'i de ben kıvamında ve leziz buldum. Camekan arkasında sergilenen diğer çeşitleri de bir sonraki sefere sakladık ve garsona verdiğimiz yüklü bahşişi helal ettik. Makul fiyatları, insanı ferahlatan ve rahatlatan atmosferi, güleryüzlü hizmeti ile "Havuzlu" İstanbul'un geleneksel restoranları sıralamamda ilk sırayı şimdiden garantiledi. Yolunuz Kapalı Çarşı taraflarına düşerse, açlığınızın yeni durağı olmaya aday.





Pazar, Temmuz 12

Ortaköy'den iki Başarısız Pazarlama Yöntemi

Ortaköy insanın kanını ısıtan bir meydan. Geniş olmamasına rağmen, cami, deniz, iskele ve insanların muhteşem bir oranda barındığı, kedileri ve köpekleri ile insanı yormayan bir cümbüş havası var meydanda. Bu meydanın en eski mekanları ise kahvehaneleri. Klasik bir mahalle kahvesi olarak başlayıp, meydanın kitlesine uyum sağlayarak dekorlarında değişiklik yapan mekanlar burası. Oturma düzenleri normal kahvehanelere kıyasla daha şık. Caminin hemen dibinde konuşlanmış bu mekanların en büyük dezavantajları ise kahvenin önünde durup içeri müşteri çekmek için çığırtkanlık yapan tipler. Bir mekan kendini pazarlamak adına bu kadar itici olabilir. Onlara doğru yöneldiğiniz an önünüzü kesip, "abi masamız mevcut" diye size yapışan bir kişinin mekanına girer misiniz? Ben girmemeye yeminliydim ama bugün boş bulunup bizim hatun ve baldızlar öndeki boş masalardan birine oturduk. Sadece çay istediğimiz için somurtan yüzü aştıktan sonra caminin ve deniz manzarasının keyfini çıkarmaya başlamıştık ki çayların bittiğini gören bir diğeri hemen yanımıza yanaşıp, "içer misiniz?" diye sorma zahmetine bile girmeden masaya çay bırakmaya başladı ki, ikincisinde ancak durdurabildik. Ve dört kişi altı çay , iki suya 23 YTL ödeyip çıktık. Düşündüm de; bu "otantik" görünümlü kahvede güya daha ucuza böyle ucuz muamele göreceğime, daha gerideki daha pahalı ama nezih mekanlardan birine oturup(Çaydanlık, House, vs.) dört kişi dört dilim kek/pasta, dört çaya 40 YTL veririm ve adam gibi rahatsız edilmeden otururum. Ortaköy'ün kahvelerinin bu itici huyundan vazgeçmesi ; bu yöntemin iyi bir pazarlama yöntemi olmadığını görmesi gerekiyor.
Ortaköy'den çıkışta bir diğer kötü pazarlama örneğine rastgeldik. Sokaklarda kurulan tezgahlarda onlarca küçük girişimci incik-boncuk, takı satıyor. Hepsinin başında üç beş kişi, ellerine alıp oynadıkları bu incik-boncuklarla ilgileniyor. Fakat hemen bu tezgahların yanıbaşında içine ve dışına hayli masraf yapıldığı anlaşılan Ortaköy Takı Merkezi diye bir dükkan var. Dükkanın önüne cam camekanlar çıkarmışlar ve içinde takılarını sergiliyorlar. Fakat resimde gördüğünüz üzere dükkanın önü boş. Hemen aşağısındaki tezgahlar ise insan dolu. Sizce bu kadar gösterişe rağmen bu başarısızlığın sırrı ne?

Cevabı Ortaköy'ün dokusundaki samimiyette gizli. Ortaköy'ün sokaklara serilmiş tezgahlarında insanların satın alacakları incik-boncuk, takıyı, kumaşı evire çevire dokunarak alıyor. Sen;daha gösterişli olacak diye o takıları camın arkasına yerleştirirsen, dükkanın istediği kadar şık olsun resimde görüldüğü üzere sinek avlarsın. İnsanlar cam arkasından gördükleri ve "şunu da çıkarır mısınız, bunu da çıkarır mısınız?" demek zorunda kalacakları takıları değil, istedikleri gibi dokunup ,satıcı ile muhatab olmadan terkedebildikleri tezgahları tercih eder.  Yılışık veya satış sürecine aşırı müdahil satıcı her zaman kaybeder. Bu meydandaki kahve için de, sokak arasındaki lüks takıcı için de geçerli. Bizden söylemesi.

Pazar, Temmuz 5

Taksim'de Yeni Moda Çocuk Dilendirme Yöntemi

Tarih 05 Temmuz Pazar. Saat 11 civarı. Taksim meydandaki otobüslere doğru yürüyoruz. Bu meydanda bir güzellik bulmaya çalışıyorum. İstanbul'un en merkezi meydanında insanların ve hayatın akışının doğallığı ötesinde bir güzellik arıyorum. Bu meydanı çok har vurup harman savuruyoruz gibi geliyor bana. Taksim yaşanan değil, içinden geçilen bir meydan olarak bir türlü bir karakter kazanmıyor. Ben bu kaygılarla meydana/meydanda neler yapılabileceğini düşünürken ilerden bir cümbüş havası geliyor. Bir bakıyoruz, metro çıkışının arkasındaki alanda bir grup çocuk ellerinde darbuka kendileri çalıp, kendileri oynuyorlar. Tabi bu sevimli manzarayı gülerek , ellerinde kameralarla izleyen insanlar topluluğu da cabası. Çocukların ortasında ise bir karton kutu bu manzarayı nakde dönüştürüyor. Çocukların sevimliliğine ve oynayışlarındaki çoşkuyu kapılmamak mümkün değil. Ben bile kendimi kaptırıp karton kutuya 1 TL bırakmaya hazırlanırken bizim hatun uyarıyor : "Ne yapıyorsun, bunu nasıl teşvik edersin?". Haklı. Taksim meydanının aktığı yaşam alanları İstiklal Caddesi ile sınırlı değil. Buranın bir de Tarlabaşı'sı var ve bugün bu meydanda sevimli sevimli göbek atan bu çocukların daha büyük yaşta ablaları o mezbeleliklerde pazarlanıyor. Ve o manzara bu kadar sevimli değil. "Bu yöntem tutarsa, artık daha çok sokaklarda göbek atan çocuk görürsün" diye hayıflanıyor bizim hatun, bir yanı ile ile otobüs garını andıran Taksim Meydanı'nın diğer ucuna doğru yürürken. Benim aklım ise o minik çingene kızın gözlerinde...onun yolu da Taksim'e çıkıyor, benimki de. Ben kendi dünyama, o kendi dünyasına aynı meydandan geçiyoruz. Taksim konusundaki kafa karışıklığım sürüyor.