Tarih 05 Temmuz Pazar. Saat 11 civarı. Taksim meydandaki otobüslere doğru yürüyoruz. Bu meydanda bir güzellik bulmaya çalışıyorum. İstanbul'un en merkezi meydanında insanların ve hayatın akışının doğallığı ötesinde bir güzellik arıyorum. Bu meydanı çok har vurup harman savuruyoruz gibi geliyor bana. Taksim yaşanan değil, içinden geçilen bir meydan olarak bir türlü bir karakter kazanmıyor. Ben bu kaygılarla meydana/meydanda neler yapılabileceğini düşünürken ilerden bir cümbüş havası geliyor. Bir bakıyoruz, metro çıkışının arkasındaki alanda bir grup çocuk ellerinde darbuka kendileri çalıp, kendileri oynuyorlar. Tabi bu sevimli manzarayı gülerek , ellerinde kameralarla izleyen insanlar topluluğu da cabası. Çocukların ortasında ise bir karton kutu bu manzarayı nakde dönüştürüyor. Çocukların sevimliliğine ve oynayışlarındaki çoşkuyu kapılmamak mümkün değil. Ben bile kendimi kaptırıp karton kutuya 1 TL bırakmaya hazırlanırken bizim hatun uyarıyor : "Ne yapıyorsun, bunu nasıl teşvik edersin?". Haklı. Taksim meydanının aktığı yaşam alanları İstiklal Caddesi ile sınırlı değil. Buranın bir de Tarlabaşı'sı var ve bugün bu meydanda sevimli sevimli göbek atan bu çocukların daha büyük yaşta ablaları o mezbeleliklerde pazarlanıyor. Ve o manzara bu kadar sevimli değil. "Bu yöntem tutarsa, artık daha çok sokaklarda göbek atan çocuk görürsün" diye hayıflanıyor bizim hatun, bir yanı ile ile otobüs garını andıran Taksim Meydanı'nın diğer ucuna doğru yürürken. Benim aklım ise o minik çingene kızın gözlerinde...onun yolu da Taksim'e çıkıyor, benimki de. Ben kendi dünyama, o kendi dünyasına aynı meydandan geçiyoruz. Taksim konusundaki kafa karışıklığım sürüyor. Pazar, Temmuz 5
Taksim'de Yeni Moda Çocuk Dilendirme Yöntemi
Tarih 05 Temmuz Pazar. Saat 11 civarı. Taksim meydandaki otobüslere doğru yürüyoruz. Bu meydanda bir güzellik bulmaya çalışıyorum. İstanbul'un en merkezi meydanında insanların ve hayatın akışının doğallığı ötesinde bir güzellik arıyorum. Bu meydanı çok har vurup harman savuruyoruz gibi geliyor bana. Taksim yaşanan değil, içinden geçilen bir meydan olarak bir türlü bir karakter kazanmıyor. Ben bu kaygılarla meydana/meydanda neler yapılabileceğini düşünürken ilerden bir cümbüş havası geliyor. Bir bakıyoruz, metro çıkışının arkasındaki alanda bir grup çocuk ellerinde darbuka kendileri çalıp, kendileri oynuyorlar. Tabi bu sevimli manzarayı gülerek , ellerinde kameralarla izleyen insanlar topluluğu da cabası. Çocukların ortasında ise bir karton kutu bu manzarayı nakde dönüştürüyor. Çocukların sevimliliğine ve oynayışlarındaki çoşkuyu kapılmamak mümkün değil. Ben bile kendimi kaptırıp karton kutuya 1 TL bırakmaya hazırlanırken bizim hatun uyarıyor : "Ne yapıyorsun, bunu nasıl teşvik edersin?". Haklı. Taksim meydanının aktığı yaşam alanları İstiklal Caddesi ile sınırlı değil. Buranın bir de Tarlabaşı'sı var ve bugün bu meydanda sevimli sevimli göbek atan bu çocukların daha büyük yaşta ablaları o mezbeleliklerde pazarlanıyor. Ve o manzara bu kadar sevimli değil. "Bu yöntem tutarsa, artık daha çok sokaklarda göbek atan çocuk görürsün" diye hayıflanıyor bizim hatun, bir yanı ile ile otobüs garını andıran Taksim Meydanı'nın diğer ucuna doğru yürürken. Benim aklım ise o minik çingene kızın gözlerinde...onun yolu da Taksim'e çıkıyor, benimki de. Ben kendi dünyama, o kendi dünyasına aynı meydandan geçiyoruz. Taksim konusundaki kafa karışıklığım sürüyor.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder